Türkiye’de göç ve türk sinemasına yansıması
TÜRKİYE’DE GÖÇ VE TÜRK SİNEMASINA YANSIMALARI: 1960-2009
ÖZET
Türkiye’de iç göç …

Çekirdek Dönüşümünden Atom Bombasına
Atom bombası kullanılmak zorunda mıydı? Szilard, 1945′ta Avrupa savaşı kazınılınca bombanın kullanılacağını anlamıştı. O,bombanın Japonların da katılacağı uluslararası bir seyirci kitlesi önünde denenmesini istiyordu; böylece Japonlar bombanın gücünü anlayacak, kimse ölmeden teslim olacaklardı. İlk atom bombası 6 Ağustos 1945 günü sabah saat 8.15′ta Japonya’nın Hiroşima kentine atıldı. Bir gün biri Szilard’ın yanında, bilim adamlarının buluşlarının tahrip amacıyla kullanılmasının bir trajedi(ağlatı, facia) olduğundan söz etti. Szilard bu sözü şöyle yanıtladı: “Bu yalnızca bilim adamları için değil, bir insanlık trajedisidir”
Atom çekirdeği önce, Nazi Almanya’sın da bölündüğü halde Almanlar bombayı niçin ABD’den önce yapamadı? Einstein, atom bombasının yapılmasını neden istedi? Altın Tavuslar adı takılan bilimciler kimlerdi? Oppenheimer ne yaptı? Feynman, patlama anında neler yaptı?
1911 yılı, bilim tarihinin ilginç yıllarından biriydi. Bu tarih, Marie Sklodowska Curie (1867-1934). Fransız Bilimler Akademisi’ne üyelik başvurusunun reddedildiği yıldır. Bu yıl, Belçika’da toplanan uluslararası Solvay Fizikçiler Konferansı’nda radyoaktiflik birimine Curie’lerin adının verildiği yıldır. Yine bu yıl, yanda fotoğrafını gördüğünüz Ernest Rutherford’un(1871-1937) atom çekirdeğini keşfettiği yıldır. Rutherford, ayrıca 1919 yılında, simyacıların ünlü düşünü gerçeğe dönüştürdü: Havada molekül yüzdesi olarak en bol olan azotu alfa ışınlarıyla bombardıman ederek onun oksijene dönüştüğünü gördü. Simyacılar, her şeyi altına çevirecek filozof taşını hiç bulamadılar; ama bir elementin insan elinde başka bir elemente dönüştürülmesi bir düşün gerçek olmasıydı. Bir element, başka bir elemente dönüşebiliyordu. İnsanoğlunun eli artık atom çekirdeğine gidiyordu. İlk yapay nükleer tepkime, çekirdeğe ilk müdahale. Atom çekirdeği, pozitif yüklüydü; nötral bir atomda elektron sayısı ile proton sayısının, yani birim negatif yüklü parçacık sayısı ile birim pozitif yükteki parçacık sayısının eşit olacağı açıktı. Çekirdekte pozitif yükten başka ne var acaba? Bu sorunun yanıtını Rutherford’ un öğrencisi James Chadwick(1891-1974) verdi: 1932 yılıydı. Alfa ışınlarıyla berilyum çekirdeklerini bombardıman edince yüksüz bir radyasyonun oluştuğunu açıkladı ve buna nötron dedi. Böylece atomun üç temel parçacığı bulunmuştu: elektron, proton ve nötron. Alfa, kendisi de bir çekirdek (helyum atomunun çekirdeği) olduğu halde, atom çekirdeğine giden yolu aydınlatıyordu.

Astrobiyoloji ya da egzobiyoloji, disiplinler-arası bir bilim olup, özellikle evrende yaşamın ortaya çıkmasını ve evrimini sağlayan jeokimyasal ve biyokimyasal etken ve süreçleri konu alır; bir başka deyişle, evrende biyolojik kökenin, evrimin, dağılımın ve canlıların geleceğinin incelenmesidir.
Bu bilimsel disiplinler-arası alan, kısaca, Güneş Sistemi’miz içinde ve dışında kalan “yaşanabilir gezegen”lerdeki yaşanabilir ortamların araştırılmasını, abiyogenez (prebiyotik kimya) kanıtlarının araştırılmasını, Mars’ta ve Güneş Sistemi’mizde yaşamı, Dünya’daki yaşamın evriminin kökenleri ve erken dönemleri üzerine laboratuvar çalışmalarını ve alan araştırmalarını ve yaşam potansiyelinin Dünya ve uzaydaki zorluklara uyarlanması çalışmalarını kapsar.

Beyin araştırmaları ile evrim teorisi alanlarının kesiştiği araştırmalar arasında en ilginçlerinden biri, geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Bu araştırmaya göre Moskova’nın ağır ve çetrefilli hayat koşulları, bu şehirde yaşayan sokak köpeklerinde, “kurt” davranışlarına benzer davranışlar göstermeye iten evrimsel bir sürece yol açmaya devam ediyor. Bu köpeklerin zeka seviyelerinin artmakta olduğu ve hatta beyinlerinin Moskova’nın karmaşık metro sisteminde yollarını kolayca bulabilecek bir yetenek kazandığı belirtiliyor.
Sokak köpeklerinin çokluğu, çok eski zamanlardan beri Moskova sokaklarında alışıldık bir görüntü olmuş. Günümüzde de şehirde her 300 Moskovalı’ya karşılık olarak bir sokak köpeği yaşıyor.

Uzaydan gelip atmosfere giren bazı ışınlar vardır ki ,bunlar “kozmik ışınlar” diye tanımlanır. Sözkonusu ışınlar çok büyük enerjiyle yüklüdür. Kozmik ışınlar dünyanın merkezine doğru düz ışınlar halinde yol alırlar.
Dalga uzunlukları, dalga uzunluğu çok kısa olan (x) ışınlarından da kısadır.Varlıklarının farkedilmesinde Geiger aleti kullanırlar. Bu ışınlar yeryüzündeki bütün varlıklara, tabii bu arada insanlara da çarpar.
Kuvvetli bazı kozmik ışınları, kalınlığı 100 metreyi bulan kaya kitlelerini bile geçer. Dolayısıyla,x ışınlarından, radyum, atom bombası ve daha başka kaynakların yayınladığı ışınlardan daha güçlüdürler.
Okumak ve yazmak emek ve zaman gerektirdiğinden gündelik, hızlı bilgi aktarımında çoğu zaman tercih edilmezler. Bu nedenle bir popüler bilim yazısının ilgi çekici olabilmesi için özellikle yaratıcılık içeren öğeler taşıması gerekir ki insanlar diğer tüm eğlenceli işler yerine o yazıyı okumayı tercih etsin. Okumaya yöneldiğimiz zaman özellikle insan hayatlarına, kendimize ve dünyaya dair bilgilerimizi ve kavrayışımızı geliştirici hikâyeleri seçeriz.
Birçoğumuz, bilim insanlarının bizlere sunduğu bilimsel gerçekleri öğrenmek için değil, bu gerçeklerin günlük yaşantımıza etkisini ve diğer insanların benzer durumlarda nasıl çözümler ürettiğini anlamak için okuruz. Örneğin yaşam kalitemizi artırıcı pratik bilgiler; evren, gezegenimizin geçmişi, uzayda yaşam olasılığı gibi, günlük yaşantımızla doğrudan ilgisi olmasa da çok merak edilen konular bize ilgi çekici gelirken bilim insanları ya da uzmanlar dışında fazla kimsenin anlayamadığı geniş kapsamlı ancak soyut açıklamalar içeren metinlere o kadar da ilgi duymayız.

Her hafta kaçırmadan izlediğim tek dizidir. J. J. Abrams’ın bilim kurgu drama dizisi. Diziyi izlerken aklımıza x-files veya lost’u benimsetebilir. Benim düşünceme göre çok daha kaliteli, ilk bölümünden itibaren sigara gibi bağımlılık yapıyor.
Başrolde ajan Olivia Dunham rolünde “Cate Blanchett” in gençliğinin tıpkısının aynısı Anna Torv, çılgın bilim adamı Dr. Walter Bishop rolünde yüzüklerin efendisinde Boromir ve Faramir’in babası Denethor u canlandıran “John Noble”, onun 190 İ.Q.’a sahip itfaiyecilik, kargo uçağı pilotluğu, sahte diploma ile çakma kimya profesörlüğü ve bilumum dalavere işleri yapan lise terk oğlu peter bishop rolünde dawson s creek in pacey’i “joshua jackson” var.
Sınır bilim ve paralel evren üzerine yazılmış, artı dizideki tüm olayların nasıl meydana geldiğini açıklamakta, mesela bir sahnede duvarın içinden geçebilmenin mümkün olabileceğini söylüyor ve nasıl olduğunu anlatıyor. Mantığa uygun geldiği için dizi daha gerçekçi bir o kadar da çarpıcı geliyor.
19. yy’a gelindiğinde fizikçilerin ilgi alanı hala kuvvet, itim ve çekimdi. Yani fizikçilerin atoma pek gereksinimi yoktu. Ya kimyacılar? Kimyasal tepkimeleri anlamaya çalışan kimyacılar atom daha çok ilgi duyuyordu. Gerçekten 19. yy’da atom kuramının canlanmasını sağlayanlar kimyacılardı.
Şöyle soralım: Dalton, 19. yy başında,1803’te, “atomun varlığı”nı ileri sürerken kanıt olarak neleri göstermiştir? Bunu kavrayabilmek için kimyanın temel birleşme yasalarını anımsamalıyız. Çünkü John Dalton (1766-1844) “atomun varlığının kanıtları” olarak bu yasaları göstermiştir. Bunlar kütlenin korunumu,sabit oranlar ve katlı oranlar yasası adıyla bilinir.
19. yüzyıl, aslında atomla açıldı. John Dalton, 1803-8 arasında atomun varlığının kanıtlarını açıkladı ve bilimsel anlamdaki ilk atom kuramını geliştirdi. Dalton, kimyasal tepkimelerdeki kütlenin korunumu (Lavoisier ve Lomonosov), bileşiklerin oluşmasında sabit kütle oranının varlığı (Joseph Proust), katlı oran yasası(John Dalton) gibi denel sonuçları başarıyla yorumladı ve bu sonuçların (yasaların) ancak atomun varlığıyla kavranabileceğini gösterdi.
Ortak Özellikleri
Malum günümüz bilgi çağı devir eskisi gibi değil.İşletmelerde günümüzde postmodern yönetim tarzını uygulamaktadır.Nedir bu postmodern anlayışı biraz açıklayalım.
Bilgi çağının pazar dinamikleriyle başa çıkma odaklı,toplam aklı ve katılımcılığı öne çıkaran, yönetici işlevlerini yeniden tanımlayan sürekli gelişim motivasyonunu ve stratejik metodolojiyi öne çıkaran yönetim anlayışıdır.
POSTMODERN YÖNETİM YAKLAŞIMI
Charles Robert Darwin (12 Şubat 1809 – 19 Nisan 1882), İngiliz doğa tarihçisi.İnsan dahil tüm canlı türlerinin doğal seçilim yoluyla bir ya da birkaç ortak atadan evrildiğini öne sürmüş ve o günün şartlarına göre bu teoriyi destekleyen pek çok kanıt sunmuştur.Darwin’in fikirleri ile oluşturulan evrim teorisi bugün biyoloji biliminin temelini oluşturmaktadır.Darwin’fikirleri dinciliğin egemen olduğu bütün ülkelerde büyük görültüler koparmıştır. Artı Osmanlı İmparatorluğu’nda yasaklanmıştır! Darwin doğa biliminde Devrim yapmıştır. Tıpkı Karl Markx’ın sosyal bilimlerde yaptığı gibi.
Cambridgede öğretim görevlisi olan Joseph S. Henslowla tanıştı. Darwin, Henslowun sayesinde Güney Amerika kıyılarına yapılan keşif gezisine katılma imkanı buldu.Darwin, bu bağlamda 27 Aralıkta başlayacak ve 5 yıl sürecek bir deniz yolculuğuna çıktı. Charles Darwin, yolculuk dönüşü zooloji ve jeoloji konusundaki incelemelerini ve yolculuk günlüğünü yayınladı.
Daha sonra o meşhur Darwin’nin eseri TÜRLERİN KÖKENİ’ni yayınladı.Ve bütün tepkilere yol açan bu eseri günümüzdede halen tartışılmaktadır.