Türkiye’de göç ve türk sinemasına yansıması
TÜRKİYE’DE GÖÇ VE TÜRK SİNEMASINA YANSIMALARI: 1960-2009
ÖZET
Türkiye’de iç göç …
Hayvanlardan insanlara buluşan kuş gribi, deli dana hastalığı, Kırım-Kongo kanamalı ateşi, SARS ve şarbon gibi hastalıklar, son yıllarda sadece ülkemizde değil, neredeyse tüm dünyada endişe ve korku yaratıyor.Küreselleşme süreci, bu hastalıkların bazılarını bölgesel olmaktan çıkarıp tüm dünyaya yayılmalarına da yol açmakta.
Merak ettiğim bir filmdi Mary and Max sonunda izleme şansını bugün yakaladım. Şu son zamanlarda izlediğim en kaliteli film diyebilirim. Şu sıkıcı ve yağmurlu günde evde gözyaşları içinde kahkaha atmak iyi geldi.
Film adam elliot’un yeni stop motion animasyon filmi olmakla birlikte, çekimleri 13 ay sürmüş. Hafta başına 2,5 dakikalık stop motion bölüm çekmişler.
İki mektup arkadaşın konusunu anlatmakta film, bir komedi olsada sonlara doğru hüzünlü bir havaya hâkim oluyor. Max 44 yaşında obez bir new york’lu ve Mary’de 8 yaşında patateslerden kolye yapıp satan, arkadaşsız bir Avustralyalıdır. Max’ın hayatı oldukça trajiktir. İnsanları anlayamayan asosyal kör arkadaşı hariç kimsesi olmayan hayata boş bakan, ekmek arası kalıp çikolata bağımlısı bireydir, Mary ise daha 8 yaşında dünyayı yeni tanımaya başlayan kafasında yüzlerce soru işareti ile gezen oluşumunu bir bira bardağından çıktığına inanan ve anlında kahverengi dışkımsı bir lekeye sahip ufak bir kızdır. Babası çay fabrikasında sallama çayların ipliklerini takan bir işçi, en büyük fobisi ölü hayvanları dondurmaktır. Annesi dünyanın en güzel yüzüne sahip ( bu kadar mı güzel çizilir ) alkolik, sigara bağımlısı ve sürekli titreyen hastalıklı bir şahsiyettir.
Bu iki uzak insan tesadüf bir mektuplaşma sürecine girerler. İkisi de birbirlerinden çok şeyler öğrenir. Mary büyür ve bir yunanlı kekemeye âşık olur. Babası emekli olur ve çok sevdiği fobisi hayvan dondurmayı bırakır. Yerine detektör ile define avına çıkar. Fakat bu define avı fazla sürmez, deniz kıyısında arama yaparken büyük bir dalga üzerine gelir ve ölür. Annesi ise kocasının bu erken ölümünden dolayı bunalıma girer. Ve bir gün evinde alkolik otururken kazayla masada duran alkol şişesi yerine hayvanları dondurmada kullanılan bir sıvıyı içer, bu sıvı oldukça zehirlidir ve maalesef annesi de mezardaki yerini alır.
Dün canım sıkıldı ne yapsam diye bir düşündüm imdb’de biraz film araştırması yaptım 6.0′dan aşağı not alanları pek tavsiye etmiyorum genelde kötü çıkıyor.Dolaşırken gözüme watchmen takıldı.Tam 103,361 kişi puan vermiş ortalaması 7.8′idi.Merak ettim filmi ve hemen izledim.Öncelikle film 2:30 saat sürmekte ve ilk başları biraz sıkıcı gelebilir.
Filmin konusu klasik Amerikan çizgi romanın kahramanlarını ele almaktadır.Normalde pek sevmiyorumdum bu karakterleri ama bu film gerçekten Amerikan çizgi roman dünyasını derinden etkileyen bir film olmaktadır.Film sadece kahramanları anlatmaktadır.80′lerin nükleer savaş dönemininde geçiyor yani 2 süper güç Abd ve Sovyetler birliğinin aralarındaki çatışmayı anlatıyor.Filmi izlerken ilk dikkatimi çeken kahramanlarında siyasi bir görüşü olduğunu gördüm.
Size belki sıradan bir komedi filmi gibi gelebilir.Filmi dikkatli izlerseniz çok başarılı bir senaryoya sahip bence , izlediğim kaliteli filmler arasında yerini şimdiden aldı.Konusu ilk çağda yaşıyan bir kabileyi anlatıyor.Kabilenin 2 üyesi “Zed”ve”Oh” kabileden ayrılıp dünyayı keşfe çıkıyorlar.Buraya kadar herşey normal diyebilirsiniz,burda ilk dikkat etmeniz gereken “Zed” tam bir idealist rolü üstlenmiştir görüceksiniz ki her sahnede hep bir güç aramaktadır kendisini şeçilmiş biri olarak görmeye başlar.Kadere inanır.
“Oh” tam bir realisttir.O herşeyin tesadüften başka birşeyin olmadığına inanır.Olaylara hep Materyalist yaklaşır.Doğaüstü varlıklara inanmamaktadır.Kurallara sadıktır ve dışına çıkmayı sevmez.